İdeoloji ve Uzlaşma

Eğer ideolojiler olmasaydı yeryüzünde savaşlar da olmazdı. Tersinden bakacak olursak; eğer ideolojiler olmasaydı yeryüzündeki teknolojik gelişmeler de olmazdı. Mevcut teknolojilerin birçoğunun kökeninde, askeri-teknolojik araştırmalar olduğu gerçeği bu fikrimizi desteklemektedir. Devletler de belli bir ideolojiye yaslanırlar. İdeolojisiz devlet olmaz. Dış tehdit olduğu müddetçe devletlerin ideolojisinin olması da kaçınılmaz hale gelmektedir. İdeolojiler düşman mı üretirler yoksa düşmanlar mı ideoloji üretirler? Bu soru, her iki haliyle de doğru bir sorudur. Her devlet kendi düşmanını ya yok etmek ya da etkisizleştirmek ister. Bu durum aynı zamanda düşman devlet için de geçerlidir.

Türkiye-Yunanistan, Azerbaycan-Ermenistan arasındaki durumu incelediğimizde, her ikisinin de birbirine karşı bazen açıktan bazen de el altından bilek güreşine tutuştuğunu görürüz. ABD’de “Evangelist” ideolojinin, İsrail’de de “Arz-ı Mev’ud ideolojisinin ne kadar belirleyici olduğunu hep birlikte görüyoruz. Bu hareketler olabildiğince bencil ve düşman üretici bir niteliğe sahiptir. Bu gibi radikal ideolojiler insanlığın baş belasıdır. Aynı durum, Ortadoğu merkezli DEAŞ ve El-Kaide gibi radikal örgütler için de geçerlidir. Bu örgüt ideolojilerinin bir benzerinin, Afganistan’da olduğu gibi, devlet ideolojisi haline geldiği de görülmektedir.

Bazen de ideolojiler birbirlerine alternatif olarak ortaya çıkarlar. Küresel ölçekte düşünürsek Kapitalizm-Komünizm karşıtlığı buna güzel bir örnektir. Bu ideolojiler birçok devlete sirayet ederek küresel ve karşıt bloklar oluşmasını sağlamışlardır. İkinci dünya savaşının arkasındaki saik büyük ölçüde bu çekişmedir. Yerel anlamda da, ülkemizde özellikle 1980 öncesinde sağ-sol ideolojik çekişmesi vardı. Aynı ülkede yaşayan, yerine göre birbirleriyle komşuluk yapan ya da aynı kurumda çalışan insanların birbirlerini katletmeleri akıl işi değildi. Toplum olarak bize zarardan başka bir şey getirmeyen bu çekişmenin, birileri tarafından oluşturulmuş yapay ideolojileri esas aldığı görülmektedir. Ülke siyaseti de maalesef ki, birbiriyle daima çekişen, didişen ve kavga eden sağ-sol şeklinde dizayn olmuştur.

Gücü kim eline geçirdiyse, karşı tarafı daima yok saymış, devlet imkanlarını kendi yandaşlarına peşkeş çekmiştir. Bu anlayış, aradaki sürtüşmeyi daha da derinleştirmiş, aynı vatandaşlık haklarına sahip olan 85 milyonun, bir kesimi devlet kaymağı yerken, diğer kesim bundan yaşadığı mahrumiyeti, karşı tarafa kin duymaya tahvil etmiştir. İşin daha da kötüsü, partiler kendi yandaşlarını devlet kurumuna doldururken liyakat gözetmedikleri gibi bir kişinin yapacağı işe on kişi yerleştirmişlerdir. “Bizim adamımız” mantığı, ideolojilerin at gözlüğünden öte metal gözlüğüdür. Asıl varlık sebebi topluma hizmet olan siyaset kurumu, toplumun sırtında bir kambura dönüşmüştür. Özellikle seçimler öncesinde yaşanan, tabanı mobilize etmeyi hedefleyen ve bilinçli olarak çıkartılan gerilimlerin vatandaşa hiçbir faydası olmamıştır ama ideolojilerin kaymak takımı bunun kaymağını afiyetle yemişlerdir.

Dinler ile ideoloji ilişkisine gelecek olursak; orada da durum hiç iç açıcı değildir. Mensupları tarafından ideolojiye dönüştürülmemiş hiçbir din yoktur. Bu konuda Yahudilik ve Hristiyanlığın nasıl ideolojileştirildiği hepimizin malumudur. Bizzat Hristiyanlar tarafından merhamet abidesi olarak gösterilen Hz. İsa’nın getirdiği dinin, nasıl vahşete dönüştürüldüğünü, Haçlı seferleri ve engizisyon mahkemeleri göstermektedir. Ortaçağı bu gözle detaylıca incelerseniz, ibadet yeri olarak tasarlanan kilisenin, nasıl bir ideoloji çılgını haline geldiğini net bir şekilde siz de görebilirsiniz.

Daha önce, bir sosyal medya paylaşımımda “İslam peygamberimizden sonrasını görmedi” şeklinde bir paylaşım yaptığım zaman, bazı dostlarım çok iddialı bir cümle olduğunu söylemişlerdi. Çünkü İslam, peygamberimizden sonra, ilk iki halife zamanında çok belirgin olmamakla birlikte, Arap ırkının ideolojisi haline getirilmiştir. Olay Emevilerle birlikte finaline ulaşmıştır. “Arap’ın Arap olmayana bir üstünlüğü yoktur” diyen peygamberimizin kuşatıcı tutumu hızla terkedilmiş, Arap dışı unsurlara ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapılmıştır. Hatta köleleştirmeler de olmuştur. Dolayısıyla İslam, Arap coğrafyası dışındaki bölgelerin çoğuna bir ideoloji olarak ulaşmıştır.

Özellikle fırka, mezhep ve tarikat olaylarının had safhaya ulaştığı dönemler, mantar gibi ideoloji üreten dönemler olmuştur. Kendi ideolojisini oluşturan Şia’ya karşılık olarak Emevi gözetimi altında Ehl-i Sünnet ideolojisi tasarlanmıştır. Bunlara niçin ideoloji diyorum? Çünkü her ikisi de Müslüman olduğu halde karşıtını düşman olarak görüyor. Ehl-i Sünnet ideolojisi Emeviler’den; önce Abbasiler’e sonra da Selçuklu ve Osmanlı’ya geçmiştir. Buna karşılık, tarihte kurulup yok olan bazı devletleri saymazsak, Şii ideoloji hep İran elinde kalmıştır. Bu gün de öyledir. Din, ideolojiye dönüştüğü içindir ki birleştirici niteliğini kaybetmiştir. Zira ideolojiler, bu niteliği daima hasıraltı etmişlerdir.

Aslında kötü olan ideolojilerin kendisi değil, onu kurup tasarlayan insanların kötü olmasıdır. Hedefe götüren yolda, dinin çok etkili ve kullanışlı bir manivela olduğunu hesaba katarak, onu adeta bir koçbaşına dönüştürmüşlerdir. Oysa peygamberimizin getirdiği din sevgi, merhamet, adalet ve hoşgörüyü öğütlemektedir. Siz, İslam’ı kendisine bayrak yaptığını söyleyen hangi ideolojide bu masum kavramları görebiliyorsunuz? Bu kavramlar varsa bile ideolojiler tarafından kirletildikten sonra vardır. Mesela; kendi yandaşlarına karşı merhametli ama aralarında düşmanlık bulunmasa bile başkalarına karşı acımasızdır.

İdolojilerin acımasızlığı, mensuplarının cehaletinden beslenir. Ne kadar cahilse o kadar acımasız ve radikal olabilirler. Aynı zamanda ideolojilerinin menfaati söz konusuysa, her türlü hile ve sahtekarlığa başvurabilirler. Hatta dinin açıkça yasakladığı bir şeyi bile gözlerini kırpmadan yaparlar. Sanırım bu konuda FETÖ örneğini gözünüzün önüne getirirseniz ne demek istediğim daha net anlarsınız.

Günümüzde her mezhep, tarikat ve cemaat artık birer ideolojidir. Hiç biri diğerini sevmez ve hoşlanmaz. Kendilerinin, hiçbir mülk iddia edemeyecekleri cenneti bile birbirlerine haram kılarlar. Özellikle büyük çıkarlarına ters düşen kişileri de zındık ve kafir ilan ederler. Gördüğünüz gibi hiçbir din ideoloji mezesi olmaktan kendini kurtaramamıştır. İdeoloji mezesi olmak aynı zamanda siyasetin de mezesi olmak anlamına geliyor. Onun için uzlaşamıyoruz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Boz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak A Türkiye Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan A Türkiye hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler A Türkiye editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı A Türkiye değil haberi geçen ajanstır.



Ankara Markaları

A Türkiye, Ankara ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Aldandınız mı?
Tüm anketler