İstanbul’un Fethi, yine güce alet edilen Ayasofya ve Ayasofyaya tarihsel bakış

Diyorum ki, devlet adamıyım diye bu kadar gereksiz yere oksijen tüketen organizma nereden ekildi bu topraklara? Araplaştığımız, Türk’e düşman olduğumuz için Arap kültürünü İslam diye bu millete pazarlayıp milletin beynini uyuşturarak, F. S. Mehmet’in fethettiği İstanbul’u 1920’de İngiliz ve Fransız’a geri verdiğimizi niye söylemiyorsunuz?

VERMEDİK Mİ?

1920’de padişah, İngiliz yüzbaşısından izin almadan İstanbul’da sokağa mı çıkabiliyordu? Selamlığa çıkıp cumaya mı gidebiliyordu? Kim kimi kandırıyor? Gerçekleri çocuklarımıza öğretmek zorundayız. Biz bugün İstanbul’u birinci fetheden F. S. Mehmet ve ikinci fetheden M. K. Atatürk’ten mülhem bu gerçeği bilenlerin de aynı şekilde haykırmasını istiyoruz.

1920’de İngiliz ve Fransız geldi ve İstanbul’u bizden geri aldı. Peki İstanbul’u fetheden asker güzel asker miydi? Hadis böyle miydi? Orayı fetheden komutan güzel komutan mıydı? Bunu da siyasallaştıracak mısınız? Yalan söylemeye devam edecek misiniz? Ne yazık ki İstanbul’u 1920’de kaybettik.

Birinci fetheden kimdi, 1453’te? F. S. Mehmet. Peki 1920’de İngiliz ve Fransız’a verdiğimiz İstanbul’u kim geri aldı? Niye, birinci alınca FETİH oluyor da ikinci alınca olmuyor mu?

Peygamber adına uydurulan o hadis” F. S. Mehmet’e gelince hadis oluyor da, orayı ikinci defa fetheden, İngiliz ve Fransız’ın kafasına vurarak ülkeden dışarı atıp Fatih’in emanetini geri alan, bu mahallenin evladı, bu milletin başbuğu M. Kemal Atatürk’e gelince o uyduruk hadis geçerli olmuyor mu?

YENİDEN İSTİSMAR SİLAHI: AYASOFYA

İstanbul’un Fethi, yine güce alet edilen Ayasofya ve Ayasofyaya tarihsel bakış

Sermayesi tükenmiş süfli siyasetin “Cami- müze ve aç-kapaları ile yaşanan macera” yeter artık dedirtiyor. “Heyecan yaratma amaçlı” mevsimlik festival bu. İstanbul’un ilk fethi 53 günün son 3 gününde Bizans’ın direnci kırılmış, fethin gerçekleşmesiyle Bizans’ın meydanı, şehrin beyni ve kalbi AYASOFYA da tüm kiliseler gibi F. S. Mehmet’in talimatı gereği cami yapılmıştı. İlk kiliseden dönme cami ise Zeyrek Cami’dir.

İmparatorlukların ortak geleneği gereği tapınak ve mabetler gücü temsil ediyordu. Yani tarihsel olarak Ayasofya’nın yapılış amacında sapma yoktur. Heyecan yaratma amaçlı organizasyonlarla bir sınıfın radikal güç merkezidir.

Bir diğer evrensel özelliğini Prof. Niyazi Kahveci şöyle izah ediyor. “İnsanlık Göbeklitepe’deki ilk mabedi gibi, insanlık tarihini oluşturan ilk icatlarının orijinal hallerini korur. Ayasofya’yı da orijinal haliyle korumak istiyor. İnsanlık Ayasofya’yı Hristiyanların değil, insanlığın sanat ve mimari tarihi olarak görüyor. Hiçbir icadı olmayan avcı-toplayıcı insanlar, başkalarının icatlarını yine başkalarının icatlarıyla kendilerine mal etmeye çalışırlar. Türk deyimi ile ‘Derenin taşıyla derenin kuşunu vurmak.’

Ayasofya’nın orijinal haline sahiplik, insanlık tarihine mensubiyeti ölçüyor. Yahu Ayasofya konusunda devletlerin değil, insanlığın yaptırımını düşünmek gerekir. İnsanlık hiçbir konuya dini açıdan bakmıyor. Her konuya insanlık açısından bakıyor. Bu çağdan sonra, konulara insanlık değil de dini açıdan bakanlar, yok olurlar.”

Hal bu iken yakın tarihte yapılan tüm işlev ve ritüellere bakılırsa yapılanlar cami adı altında Bizans tapınağının gösterisidir. * C. Başkanının Kuran okuması…

* Kapıda yüzlerce son model arabalarla gelen ve içeride saf tutan zenginler…

* Dışarıda vaveyla koparan fakir- asgari ücretli yığınlar… Sefalet.

Aslında Hristiyanlık açısından da muharrif islam mekanıdır. Kahveci’nin ifadesiyle dini değil, sadece tarihi ve mimari değeri vardır.

İslam’da böyle dev mescitlere ihtiyaç olsaydı Kabe 4 direk üzerinde olmazdı. 2019’da yapılan bir araştırmada, 18 yılık muhafazakâr iktidar döneminde zengin ile fakir arasındaki uçurum 8 kat artmış. Ayasofya ile uğraşmak yerine bu açığı görün. Çünkü din bunu emrediyor. Hükümdür. Asıl kırılması gereken zincir budur.

Neden Ayasofya’ya 5 imam, 5 müezzin atanır? Hangisi hangi tarikat veya cemaate mensup? Yoksa saltanatın / gücün göstergesi mi?

Yaşanan yap- bozlar, akıl tutulması, örgütlü cehaletin zaferidir. Ülkeye hiçbir faydası olmayacak, aksine zarar verecek bir karardır. Sizin orada namaz kılmanız, bir gerçeği yok edemez. Ayasofya: İsmiyle, mimarisiyle, tarihiyle Bizans Medeniyetinin eseridir. Tüm insanlık için, bir kültür ve sanat şaheseridir. Dünya böyle görüyor, böyle okuyor. İlkel söyleminiz, basit ezberiniz bir şey ifade etmez. Dırlanır durursunuz...

Hülasa İmparatorların yaptığı bir mekan ve yaklaşık 1500 yıllık bir anıttır orası. Bir dinden ziyade bir sınıfın sembolüdür. Krallar tapınağı ve kralların gösteri merkezleridir. Haram para ve köle emeği üzerine kurulu, emeği geçenlerin can verdiği yerler ve duvarlarında can verenlerin kan izleri vardır. Peygamberler gelse oraya girmezlerdi lakin korunmasını da isterlerdi zira tarihi ve mimari değeri var. Tarihi ve mimari değeri olan her yer korunmalıdır. Tahrip edilmemeli- yıkılmamalıdır. Çünkü ibretle seyredilmesi, oradan ibret alınması gerekmektedir. Müze olması oranın, ibretlik bir yer olduğu anlamını doğurur. Yani burayı müze yapanlar demek istiyorlar ki “Gelin, bakın ve ibret alın, neler olmuş, görün; bir zamanlar burada neler neler yapılmış.”

Oradan alınacak dersler var. Bunun için de tarihi ve mimari değeri dışında Kuran’a dayalı hiçbir değeri olmayan bir yapının layık olduğu üzere ibretle seyredilmesi gerekir. Ezcümle neden MÜZE olarak bırakılıp;

* Cuma günleri Müslümanların,

* Pazar günleri de Hristiyanların, sembolik olarak ibadeti düşünülmez? Bu toprakların hoşgörü toprakları olduğuna referans olmaz mı? Dünyanın buna ihtiyacı olduğu gerçeğini gözler önüne sermeye, bundan daha isabetli bir fırsat olabilir mi?

Evet burası camiye dönüştürüldü. Fatih’in vasiyeti bu idi. Sebebi yukarıda malum! Cumhuriyetle müzeye çevrilerek olması gereken yapılmış ama siyaset şarlatanları yine boş durmamış, aynı zihniyetin temsilcisi siyasiler kendilerine malzeme kılmışlardır. Şimdi bu tablonun empatisini yapmadan, fethi klasik olarak kabullenmek veya yorumlamak ne kadar hak olur?

Nasıl ki Avrupa da Amerika da kan dökülerek birer işgalin sonucunda yerleşik hale gelmişse insanlık tarihi boyunca kan dökülerek ve işgallerle dünya şekillenmiştir. Peki şimdilerde ne Roma ne Sasani ne Moğol ne Bizans ne de Osmanlı kalmıştır. İlim- bilim- teknolojinin yarıştığı, 21. asırda bu niye?

Dahası “Dünya tek bir ülke olsaydı başkenti İstanbul olurdu.” diyen Napolyon Bonapart ve yine “Dünyaya bir kere bakmak zorundaysan sadece İstanbul'a bak!” diyen Alphonse de Lamartin’in tarihi mesajlarını okuyamayacak kadar körlük bu. Hal bu ve İstanbul bir dünya kültür merkezi iken sizin zorunuz ne? Asırlar süren din savaşları insanlığın yaşadığı zulüm ve acı için yetmedi mi?

Çağı ve geleceği okuyan “Yurtta sulh cihanda sulh” reçetesi ile Ayasofya’yı müzeye dönüştüren Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyetle probleminiz var tabi.

Nasıl anlatılır bilemem ama aklın emri buydu. Çünkü çözüm, kurtuluş, barış ve olması gereken buydu. Çünkü “Yurtta sulh cihanda sulh” evrensel bir adalet çığlığıdır. Allah’ın isteği, insanın istediğidir.

Varsa basiret gözünüz, sadece “adalet odaklı, zalim ve mazlumların üzerinde dünya barışının sağlanmasında” bu manada anahtar karar ve örnek devlet tavrı budur. Akıl, vicdan ve Türk tarihi de bunu emreder.

Ayrıca Ayasofya’nın müze olarak kalması, bu manada dünyaya ve insanlığa evrensel bir mesaj; Türk tarihi ve milletinin tarihsel vasfının gereğidir.

Müze dün ve gün ile yüzleşmedir. Yüzleşmede tekamül vardır. Atatürk’ün müze kararı evrensel şuurun ifadesidir. Zira tarihi durduramazsınız ama yönünü değiştirebilirsiniz. Savaşçı tarihi barışa çevirebilirsiniz. Bu tarihten alınan ders ve ibretlerle mümkündür. Orası tarihinde halk ayaklanmalarıyla iki kez yıkılmaya teşebbüs edilmiştir. Çünkü orada köle emeği, emek gaspı, temelinde kan ve gözyaşı, duvarlarında ihtişamın izleri, gücün sembolleri vardır.

Vakıadır; Peygamber bir tapınağa girdiğinde duvarlarda “üzerinde aslan resimleri olan pahalı halıların asılı olduğunu” görünce çıkar. İşte bu şaşaayı ve ihtişamı reddetmektir. Hala Anadolu’da resim olan yerde namaz kılınmaz” algısı yanlıştır. Meselenin özü budur.

GÜNE GELİR İSEK…

Yukarıda kısa sebeplerle değindiğimiz üzere; Atatürk’ün neden diğer camilerin değil de özellikle Ayasofya’nın müze olmasını istediği malum. Ama hala DİB başı “20 yıldır hasret kaldığımız EZAN” diyor. Yahu be adam ne alakası var! Her gün dünyanın en çok ezan okunan ülkesinde değil misin? Sanki ezan yasakmış da! Akıllara şifa…

Tarih geçmişte yaşanır ama günden geriye yazılır. Değerlerle kavga dinmek bilmiyor. 30 Ağustos’la, M. Kemal ile, Cumhuriyetle… 1453’ü kutluyor, 6 Ekim’i kutlamıyor. Dahası İktidar giderek “milletin sağlık sorunu” haline geldi.

Hafızanızı zorlayın ve rol modelleri hatırlayın.

Hani Ayasofya / Malazgirt salgını patlamıştı. Anıtkabirde CORONA VİRÜS var. 29 Ekim’de, 30 Ağustos’ta var ama 15 Temmuz’da, Ahlat’ta, Malazgirt’te, Ayasofya’da yok. Peki salgın patladı da kaç milletvekili Corona oldu? Ses yok.

Emevi şeriatının, İslam diye dayatılma ısrarının sırrı ne ola ki? Diyanet bunun öncüsü, başkanı ise militanıdır. Bakın Türkiye’de solun bir kesimi, derin bir Kemalizm eleştirisine sahiptir. Çünkü antikapitalisttir ama onlarda tek kelime hakaret göremezsiniz. Eleştiri başka bir şey.

MUHAFAZAKARLIĞIN MAYASINDA VAR (Aşağıdaki paragraf manidar bir alıntıdır):

“Muhafazakar dinamiklerin / fenomenlerin, (N.F.K gibi… “Oranın kapalı olması tüm camilerin kapalı olması demektir” söylemi onudur. Ve oranın kapalı olması, ona göre İslam medeniyetinin durdurulması demekmiş aynı zamanda. Fetih ruhunun karartılacağı, arzuların zincirleneceği vs.) sömürülerini Ayasofya üzerine bina ettikleri bir gerçektir. Siyasette muhafazakar liderler de “Bu ben olmalıyım!” özlemi ve böbürlenmesi ile 80 yıldır bunun yaygarasıyla avunmaktadırlar. Oysa bu hem avuntu hem de içi boş bir özlemdir. Üstelik 100.000’in üzerinde caminin olduğu bir ülkede orada ibadete de ihtiyaç yoktur. Hala kılıç hakkı diyenler var. Yahu kılıç hakkı Moğol Kültürüdür. İslam’da böyle bir anlayış yoktur.

Hatta bu Kuran’ı ayaklar altına almaktır. Hülasa kılıç hakkı değil barış hakkı yapılmalıdır. O ancak dinler savaşına yeniden bir kıvılcımdır. Oysa o çağ gerilerde kaldı.”

Tablo bu iken “Ayasofya ibadete açılmıştı ama bir daha açtık ve yeniden müze dedik.” diyenlere sonuçta ne diyebiliriz? Evet algımız bu çünkü gerçek bu. Olmadı, olmaz, olmayacak da! Ayasofya yetmedi, 15 Temmuz tutmadı, gaz çıktı kabızlık bitmedi, mitoloji ile Malazgirt kesmedi, Millet 30 Ağustos’u unutmadı ve Diyanet’in ‘umre, imam, cami, ezan, sala, tekbiri de’ uyutmadı… Hülasa toplum bunların hiçbirini yutmadı. Ne olsa ki yeniden mi denense? Nasıl olsa mükerrer merasimler sıradanlaştı.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Saim Akçay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak A Türkiye Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan A Türkiye hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler A Türkiye editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı A Türkiye değil haberi geçen ajanstır.



Ankara Markaları

A Türkiye, Ankara ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Aldandınız mı?
Tüm anketler