Din Eğitimi ve Terbiye

Ben, terbiye ve eğitimin aynı anlamda olduğunu düşünüyorum. “Terbiye” Arapça bir kelime olmakla beraber, “eğitim” Türkçe bir kelimedir. Çoğunlukla ahlâk, terbiye ve eğitim kelimeleri birbirine karıştırılır. Bu karmaşanın en gözle görülür çıktısı, toplumun derin bir ahlâksızlık tarafından kuşatılmasıdır. Her ne kadar nazarî (teorik) bir ahlâk görüşümüz olsa da, onu bir türlü amelî (pratik) hale getiremiyoruz. Hepimiz, Müslüman bir toplum olmamıza rağmen nasıl böyle derin bir ahlâksızlık girdabında olduğumuza bir türlü anlam veremiyor ve daima şu serzenişte bulunuyoruz: “Bir Müslüman bunu nasıl yapar?” Tıpkı saman yığınının içten içe yanması gibi sorumluluk bilincine sahip olan insanların içini kemiren temel soru bu.

Bu soru aynı zamanda, din ile ahlâkı birbiriyle ilişkilendiremediğimiz gerçeğini de haykırıyor. Her ne kadar öyle olduğunu zannetsek de, din eğitimimizin içeriğinde zaten ahlâk eğitimi (terbiye) zerre kadar yok. Bunun pratik ispatını da yapabilirim. Tüm din eğitimi verilen yerlerde, sadece Arapça bir metni anlamadan okuma ve ibadetlerin şekli boyutunu kusursuz olarak yerine getirme eğitimi veriliyor. Bu eğitimi mevcut haliyle ailelerin vermesinin imkânı yok. Çocuk illaki bir “din eğitimi” verilen yere gitmek zorunda. Peki “din eğitimi” veren bir yerin ahlâk eğitimi de vermesinin imkânı var mıdır? Bence yoktur. Şaşırdınız değil mi? Yanlış duymadınız: Din eğitimi verilen yerlerde ahlâk eğitiminin de verilmesinin imkânı yoktur. Nitekim bu durum tarihimizdeki din eğitimi kurumlarında da böyledir.

“Din eğitimi” verilen kurumlarda ahlâk eğitiminin de verilememesinin temel iki sebebi vardır. Birincisi din eğitimi kurumları örneklikten yoksundur. İkincisi de ahlâk eğitiminin, birey hayatının 24 saatini kapsayan çok uzun bir süreç gerektirmesidir. Örneklik derken kastettiğim şey peygamberimizin içinde yaşadığı topluma örnek bir hayat ortaya koymasıyla eşdeğerdir. Örneklik olmadıkça ahlâk olmaz. Ben, ahlâk eğitiminin ancak ailede verilebileceğine inanıyorum. “Aile mi kaldı? Hangi aile?” diyebilirsiniz. Çok doğru. Aile kalmazsa ahlâk eğitimi de biter. Ama bu gerçeklik, ahlâk eğitiminin ancak ailede verilebileceği gerçeğini de ortadan kaldırmaz. Diyelim ki; hiç değirmen ve un fabrikası kalmasa, bu durum unun ancak değirmende veya un fabrikasında yapılabileceği gerçeğini ortadan kaldırır mı?

Aile kurumu her ne kadar darmadağın olmuş olsa da, ahlâk eğitiminin ancak ailede verilebileceği gerçeği asla ortadan kalkmaz. Aile; bu fonksiyonunu yerine getirmedikçe, asla ahlâklı bir toplum inşa edilemez. Zira; yukarıda ifade ettiğim örneklik ve tam zamanlı uzun süreçlilik ancak ailede mümkündür. Örneklik derken ben anne-babanın örnekliğini kastediyorum. İyi örnek olmuş anne babanın, uzun soluklu terbiye süreci aktif olmadıkça ahlâklı birey nasıl yetiştirilebilir ki? İnsanın ahlâkî ilkeleri içselleştirmesi büyük oranda örnekliğe dayanır. Bu örnekliğin yanı sıra, hayat akışında çocuğun hayatına bir şekilde sirayet etmeye çalışan ve ahlâksızlık içeren herhangi bir şey olursa, onu da anne-baba anlık müdahale ile giderebilir.

Ben ahlâkı, kendi tanımlamamla “başkalarına zarar vermemek” şeklinde ifade ediyorum. İşte ailenin terbiye (eğitim) süreci, çocuğun bu ilkeyi içselleştirmesini sağlamaktır. Bence, gerçek anlamda din eğitimi de budur. Bireye ahlâkî niteliklerin tamamını kazandırmayı içeren bu paketin, ona herhangi bir kurumsal yapıda verilemeyeceğine inanıyorum. Yıllardan beri bu ayırımı yapamadığımız için, terbiye (eğitim) konusunda bir türlü başarılı olamadık. Eğitim kurumlarımızın üzerine, meselenin tabiatı gereği asla başaramayacağı bir yükü de yükleyerek kendimizi kandırdık. Okullarda öğretimi başardığımız kadar terbiyeyi (eğitim) başarabiliyor muyuz? Okullarda, örnek öğretmenlerin etkisiyle bazen terbiye alanında da mesafe alındığı görülebilir ama bu planlı bir terbiye değil, rastgele bir terbiye sürecidir.

Bu yönüyle, bir çocuk mesela ilkokulda terbiyesiyle örnek bir öğretmene denk geldiyse şanslıdır. Aksi halde okuldan alabileceği bir terbiye olamaz. Aksine arkadaş ve toplum ortamında kaybolup gider. Onun içindir ki; istisnası olabilir ama bir anasınıfı öğrencisi, lise son sınıf öğrencisinden daha dürüsttür. Oysa 12 yıl boyunca okullarda dürüstlük nutukları mutlaka atılmıştır. Peki neden etkili olamıyor sizce? Bir çocuğa, ailesi sağlam karakter aşılamadıysa, o çocuğun ahlâkî dayanıklılığı oldukça düşüktür. Toplum ve arkadaş çevresi, onu anında ahlâksızlık bataklığına çeker. Bu çocuk isterse din eğitimi veren kurumlara gidiyor olsun, bir şey fark etmez.

Ailenin doğru eğitim verebilmesi için öncelikle her çocukta bulunan fıtratı iyi tanıması ve ona göre bir terbiye planlaması gerekir. Maalesef toplumumuzda bir de, geleneksel olarak, fıtrata aykırı bir terbiye yöntemimiz var. Bu konuda iki örnek vereceğim. Çocuğun her istediğini yapmak ve çocuğa ait olması gereken sorumlulukları anne-babanın yerine getirmesi. Bu iki yaklaşım, bozulmaya müsait bir gıdayı buzdolabının dışında tutmak gibidir. Bir çocuğun terbiyesini altüst etmek istiyorsanız, bu iki yaklaşımı sergilemeniz yeterli. Ailede bu şekilde yetiştirilmiş bir çocuğu, ne toplum ne de okul zaptedebilir.

Örneğimizi daha da somutlaştıralım. Birkaç gün önce sevgili Ahmet Kılınç kardeşim, sosyal medyada, bir parktaki, çekirdek yenilerek dağ gibi bir kabuk yığını bırakılmış bir bank görüntüsü paylaştı. Daha önce ben de benzeri görüntüler paylaşarak durumu eleştirmiştim. Ailede, odasını ve her dağıttığı şeyi anne-babasının topladığı çocukların, sosyal hayata karıştıklarında, arkalarında böylesine berbat bir manzara bırakmaları şaşılacak bir durum değildir. Aynı tip yetiştirilmiş çocukların, okulları dahi kirlettiğini düşünürseniz, okullarda ailenin eksik bıraktığı eğitimin tamamlanmasının neden mümkün olmadığını, daha net anlamış olursunuz. Ailedir ki; bir çocuğu aslana da dönüştürebilir sırtlana da. Onun içindir ki; aile kurmanın sıcak bir yuva kurmaktan çok daha öte ve değeri bir anlamı vardır. Zira; o sıcak yuvada, aslan yetiştiren de var sırtlan yetiştiren de.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Boz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak A Türkiye Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan A Türkiye hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler A Türkiye editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı A Türkiye değil haberi geçen ajanstır.



Ankara Markaları

A Türkiye, Ankara ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Aldandınız mı?