Tarih ve Değişim

İnsanoğlunun tarihi, bir yönüyle değişim tarihidir. Bu durum, Hz. Adem’in hem zihinsel hem de mekânsal değişimi ile başlar. Sonrasında ise, tüm peygamberler bir toplumsal değişim ve dönüşüm sağlamak üzere görevlendirilmişlerdir. Onların karşıtları da değişime direnmiş ve zaman zaman peygamberleri öldürmüş, onun yolundan gidenlere de dünyayı zindan etmişlerdir. Peygamberlerin karşıtları ise aynı zamanda değişim karşıtlarıdır. Mevcut düzenin kaymağını yiyenler de bunlar olduğu için değişime direnmeleri de bundandır. Son derece pervasızdırlar. İşte bundan dolayı, değişim ve dönüşüm konusunda topluma önder olmak isteyenlerin, mangal gibi bir yüreğe sahip olması gerekir. Bahsetmeye çalıştığım şey, dindarlık ve güzel ahlak nutukları atmaktan ibaret değildir. Ahlaksızların, ahlaksızlığını ortaya koyarak ondan vazgeçmeleri uğruna cesurca mücadele vermektir.

Torpilin, rüşvetin, adam kayırmanın, akraba kıyakçılığının, ihale ve rant işlerinin ne kadar kötü olduğunu söylemenizde hiçbir beis yoktur. Bu konuşmaların toplum üzerinde çok da etkili olduğu kanaatinde değilim. Bundan sonra asıl sorun torpili suçüstü yapıp, insanlara bunu duyurduğunuzda ve kamuoyu oluşturduğunuzda başlar. Birilerinin ihale ve rant işlerini topluma mal olacak şekilde ortaya koyarsanız, asıl sorun yine orada başlar. Kur’an’ın, özellikle Mekke döneminde gelen ayetlerini okursanız tam da bunu yaptığını göreceksiniz. “Hak ile batılın mücadelesi” dendiği zaman da anlamamız gereken budur. Ebu Zerr’in önce Hz. Osman’a akraba kayırmacılığı, sonra da Muaviye’ye karşı müsriflik eleştirisini içine alan mertçe tavrı, tam olarak hakkın batılla mücadelesiydi. “Adam sen de...” demek ve üç maymunu oynamak, olsa olsa kişisel çıkar guruplarının takınabileceği bir tavırdır. Onlar kendi gemilerini yürütmenin yollarını ararlar. Bu yolların meşru ya da gayr-i meşru olmasıyla hiç ilgilenmezler.

Tarih ve değişim konusunda düşünenler üç tür değişimden bahsederler.

İlerlemeci tarih anlayışı

Gerilemeci tarih anlayışı

Döngüsel tarih anlayışı

İlerlemeci tarih anlayışına göre; insanoğlu, özellikle bilim ve teknoloji konusunda sürekli bir ilerleme kaydetmiştir. Bu gerçekten de doğrudur. Çünkü bu günkü medeniyet seviyesine, taş devrinden gelerek yükseldik. Özellikle benim çocukluk yıllarıma göre bile çağ atladık. Dolayısıyla bu konuda sanırım herkes hemfikirdir.

Gerilemeci tarih anlayışına göre ise; özellikle ahlaki açıdan ilk insanlar ve ilk peygamberlerin nesli daha erdemliydi. Günümüze geldiğimizde ise artık kötülük kol gezmektedir. Bunun ne derece doğru olduğu tartışılır. Bence kötüler ve iyiler ile kötülük ve iyilik, belli bir dengede akıp gidiyor. Bu konuda sıra dışı bir değişiklik yok. Bu konudaki düşüncemiz, biraz da resmi tarih anlayışına dayandığı gibi toplumların kendi geçmişlerini yüceltmesinden de kaynaklanıyor. Özellikle toplum önderi veya kanaat önderi olan kimseler, tarih kitaplarında adeta bir melek gibi resmediliyor. Böyle bir tarihi okuyan kimselerin geçmişi kutsaması ve zihnen oraya takılıp kalması da normaldir.

Döngüsel tarih anlayışına göre ise; gök kubbenin altında değişen hiçbir şey yoktur. Tarih dairesel bir şekilde akıp gitmektedir. Bir devirde üstün olanlar diğer devirde alçalmış ya da devre dışı kalmış olabilir. Medeniyet açısından katılmasam da, kültürel ve ahlaki açıdan ben döngüsel tarih anlayışına katılıyorum. Kültürel ve ahlaki açıdan tarihin her devri aşağı yukarı aynıdır. Aynı olmadığını düşünüyorsanız yukarıda da işaret ettiğim gibi okuduğunuz tarih kitaplarını ve felsefesini değiştirmeniz gerekir.

Toplumların yücelme dönemleri değişim ihtiyacının en az duyulduğu zamanlardır. Ne zaman ki gerileme ve çöküş dönemleri başlar, değişim ihtiyacı ve söylemleri de artar. Osmanlı devletini şöyle bir göz önüne getirirseniz ne demek istediğimi daha net anlarsınız. Fatih Sultan Mehmet döneminde, İkinci Mahmut döneminde olduğu kadar değişim tartışması yaşandı mı? Kanuni döneminde de yaşanmadı. Ne zaman ki işler kötüye gitti, değişim ve yenilenme tartışmaları da başladı. Son yaşadığımız seçimlerde de özellikle siyasi partilerde yoğun değişimler olduğunu gözlemliyoruz. Bu kötü bir şey mi? Elbette değil. İşler kötüye gidiyorsa bir hastalık var demektir. Onun da tedavi edilmesi gerekir. Gerileme dönemlerinde olan da budur.

Cumhuriyetle birlikte ciddi bir makas değişikliği yaşayan ülkemiz, Atatürk ilke ve devrimleriyle birlikte yoğun bir değişim dönemine girdi. O yıllarda iç siyasette statükocularla değişimciler arasında yoğun tartışmalar yaşandı. Günümüzde, o günlerin değişimcilerine karşı çıkan bazı insanların da beslendikleri tarihi kaynakları, hep o günlerin statükocuları yazdılar. İslamcı-Kemalist karşıtlığının ilk filizlendiği ve o filizlerin cumhuriyet tarihi boyunca hep büyüdüğü hepimizin malumudur. Bu karşıtlık 28 Şubat sürecinde olduğu gibi zaman zaman radikal boyutlara da uzandı. 1970’li yıllar, çeşitli ideolojilere dayanan çatışma ve ayrışma yıllarıydı.

Ülkemiz siyasi açıdan sağcılığın-solculuğun, ulusalcılığın, Jakoben Kemalizm’in, liberalizmin ve İslamcılığın hepsini denedi. Denemedik hiçbir ideoloji kalmadı. Bence artık Türkiye toplumu ideolojik siyasetin sonuna geldi. Artık herkes; adalet, eşitlik, demokrasi ve hizmet konularına bakıyor. Önümüzdeki dönemde, bu bakış açısı daha da yoğunlaşacaktır. Bu ülkeyi iflah etmeyen tek şey darbe veya muhtıralardı. Artık, 15 Temmuz başarısız ve hain darbe girişimi ile birlikte, ülkemizde darbeler dönemi kapandı. Onun üzerinden daha sekiz yıl geçmiş olmasına rağmen, milli teknoloji hamlesinde baş döndürücü bir hız yaşıyoruz. Öncesinde faili meçhul cinayetlere kurban giden ASELSAN mühendislerini hatırlatırsam ne demek istediğimi daha net ifade edebilirim.

Devletin acziyeti o kadar büyüktü ki, kendi mühendislerini bile koruyamıyordu. Şu anda, herhangi bir teknoloji şirketinde binlerce mühendis çalışıyor ve sürekli yeni yeni ürünler ortaya koyuyorlar. Buna paralel olarak, özellikle ideolojik körlükleri aşmış olan gençliğin, geleceğimiz adına sevindirici ve umut verici olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar yetişkinler, kendilerine benzemediği için “Ot gibi bir gençlik yetişiyor” deseler de…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Boz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak A Türkiye Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan A Türkiye hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler A Türkiye editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı A Türkiye değil haberi geçen ajanstır.



Ankara Markaları

A Türkiye, Ankara ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Aldandınız mı?