Sendika mı?

Öğretmenliğe; 1 Ekim 1998 tarihinde Eskişehir’de, imam hatip lisesinin, çarşıda bulunan erkek şubesinde başladım. O zaman birileri tarafından, imam hatiplerin köküne kibrit suyu dökülmeye çalışıldığı dönemi yaşıyorduk. Bu konuda özellikle teftiş sistemi üzerinden çok yoğun baskılara maruz kalıyorduk. Özellikle yönetim kademesinin de içinde bulunduğu kız şubesinde, teftiş baskısının üzerine milli güvenlik dersi baskısı da ekleniyordu. Ben kendim bizzat bu baskıları yaşamadım ama etrafı saran yoğun toz duman, haliyle bizim ruh halimizi de etkiliyordu. Şu anda, en güçlü olan sendikanın yönetiminde bulunan abilerle aynı okulda çalışıyorduk. Benim açımdan çok değerli insanlardı ve hâlâ da öyleler. Onlarla beraber okula çok yakın olan ve şimdikinin aksine, kimsenin dönüp yüzüne bile bakmadığı sendika binasına birkaç kez gittiğimi hatırlıyorum.

Ancak o zaman sendika üyesi değildim ve herhangi bir sendikaya üye olma fikrine de çok uzaktım. Kendimi milliyetçi sendikaya yakın hissediyordum ama ona bile üye olma fikrinde değildim. Zaten etrafımda, beni bu konuda cezbedecek milliyetçi bir sendika çalışanı da yoktu. Gerek okuldaki çevrem gerekse çeşitli okullardan edindiğim yakın arkadaş çevremin çoğunluğu, şu an üye sayısı en fazla olan sendikaya üyeydi. O zamanın sözü geçen sendikasını da az çok biliyordum. Çevremdeki arkadaşlara şöyle büyük bir laf ettiğimi hatırlıyorum: “Eğer bir gün bir sendikaya üye olursam, bilin ki kendi kişisel değerlerimden çok şey kaybetmişimdir.” Bu cümleyi; aşağıda, ülkemizdeki sendikacılığa dair getireceğim eleştiriler muvacehesinde kurmuştum.

Mevcut sendikaların içerisinde, yapacağım eleştirilerden uzak bir sendika da tanımıyorum. Zira hangi sendika kime karşıysa, tıpkı siyasal partiler gibi, gücü eline aldığı zaman, anında karşı olduğu sendikanın moduna giriyordu. Bu durumda hâlâ bir değişiklik yok maalesef. Sağcı, solcu veya İslamcı herhangi bir sendikanın, bu konuda diğerlerinden pozitif ayrıldığını ifade edemeyeceğim. 2008 yılına kadar, yani 10 yıl boyunca hiçbir sendikaya üye olmadım. Buna, etrafımın, malûm sendikalı arkadaşlar tarafından kuşatılmış olmasına rağmen “direndim” de diyebilirim. Zaman zaman oturup sohbet ettiğimiz dost meclislerinde arkadaşlarımdan sürekli “Gel artık seni aramızda görmek istiyoruz” şeklinde defalarca politik çağrılar aldım. Sırf bu hatıra binaen, oluşan nazik tazyikten kurtulmak için, 2008 yılında sendikaya üye oldum.

Öğrencilik yıllarımda aktif bir siyasi hareket içerisinde bulunmadığım gibi öğretmenlik yıllarımda da aktif bir sendikacı olmadım. Şimdi olduğu gibi sade bir üyeydim. Rüzgârın tersine döndüğü 2002 yılından itibaren üye olmak için altı yıl beklemiştim. İşte o altı yılda, şimdi mensubu olduğum sendika ile tam zıt istikamette görüşleri olan sendikadan insanlar istifa edip iktidara yakın sendikaya akın akın geliyorlar, makamları varsa onu koruyorlar yoksa da yeni makamlar elde ediyorlardı. Yürüyüş ve gösterilerde de en önde onlar vardı. Onların bir kısmı daha sonra emekli oldular. Ama hâlâ çalışmaya devam edenlerin gözü kulağı siyasi rüzgârın hangi yönden eseceğine endeksli durumda. Bu yönüyle, ülkemizde en çok üyeye sahip sendikanın hep iktidar yanlısı sendika olması oldukça manidardır.

“Kim nereye atanacak, nereye müdür olacak, kimler hangi ballı koltuklara oturacak?” konuları hep sendika mahfillerinde konuşulur, aynı zamanda ildeki siyasi erkin sakalının altından da geçilirdi. Bazen de siyasi erk, sendikayı baypas ederdi. Sendikaların; atama yetkisi olan kurumlar üzerinde bu yolla vesayet kurmaları, kendi adamlarını köşe başlarına yerleştirmeleri, belki biraz ağır olacak ama liyakat sisteminin en büyük katilidir. Hem devlet kurumunda çalışacaksın hem de bu kurumla hiçbir alakası olmayan bir sivil toplum kuruluşu tarafından atanıp, iş yaparken de onun ağzına bakacaksın. Üye devşirme sisteminin de, hangi etik dışı süreçlerden geçtiğini benden başka herkes biliyor.

Çok rahatsız olduğum konulardan biri de; zaman zaman sendikacıların, okullara yapılan ziyaretlerinde, tüm öğretmenleri öğretmenler odasına toplayıp, tepeden bakan bir üslupla ve ezbere yapılan konuşmalar neticesinde, kimsenin ağzını bıçak dahi açamayacak bir atmosfer eşliğinde gerçekleşen seremonilerdir. Eğer çalıştığım okuldaki, ilgili sendikaya üye öğretmen arkadaşlarımın hatırı olmasa, bu gibi seremonilere asla katılmak istemem. Bizim seçtiğimiz insanların bizim başımızda boza pişirmelerine gönlüm asla razı değil. Sendikaya, meşru bir işimiz düştüğünde bile, kralın karşısındaki bir uşak gibi görülmek, oldukça rahatsız edici. Benim herhangi bir işim düşmedi çok şükür ama düşen arkadaşlarımın anlattıklarını biliyorum. Bu konuda, Eskişehir Eğitim-Birsen yönetimindeki arkadaşları istisna tutuyor ve onların tevazu ve ilgisini alkışlıyorum.

Yıllardan beri süren öğretmene şiddet konusunda elle tutulur bir çözüm üretilmesini sağlayamayan sendikalar, İstanbul’da bir özel okul müdürünün yabancı uyruklu bir öğrenci tarafından öldürülmesinden sonra 10 Mayıs 2024 tarihinde bir günlük iş bırakma eylemi kararı aldılar. İş yapma konusunda, hiçbir zaman ittifak edemeyen sendikaları, iş yapmama konusunda gösterdikleri birlik ve beraberlikten dolayı kutlamak lazım. İktidara yakın sendikalar hep bakanlar kurulunda yer alıyormuş gibi görülür ve diğer sendikalar tarafından yerden yere vurulur, gün gelip siyasi rüzgâr değişince figüranlar da değişir. Kıyamet öncesinde bu konuda pozitif bir değişiklik olabileceğini pek sanmıyorum. Ortada cenaze gibi vahim durumlar olmadıkça da, iki karşıt görüşlü sendikanın yan yana gelebileceğine ihtimal dahi vermiyorum.

Sendikalara hep şu eleştiri yöneltilir: Mademki siz çalışanların hakkını savunuyorsunuz, o halde niçin güç birliği etmiyorsunuz? Güç birliği etmediklerine göre, demek ki çalışanların haklarını savunmakla hiç ilgilenmiyorlar. Çünkü güç birliği etmedikçe çalışanların haklarını savunamazlar. Ayrıca sendika, memura yasak olan siyasetin yolunu, hile-i şer’iyye sistemine benzer bir şekilde açmanın yoludur. Her siyasi görüşe yakın bir sendika olması da bunun göstergesidir. Siyasi partiler, ülkenin geleceği adına güç birliği etmedikçe, sendikalarda da bu güç birliğini göremeyiz. Zira her sendika merkezi yönetimi, yakın olduğu siyasi hareket ile sürekli irtibat ve ilişki içerisindedir. Yeri ve zamanı geldiğinde de tribünlere acayip şekilde göz kırpar, durumu böylece kurtarırlar. Bütün bunlar, sendika sorunundan ziyade insan sorunudur aslında.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Boz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak A Türkiye Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan A Türkiye hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler A Türkiye editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı A Türkiye değil haberi geçen ajanstır.



Ankara Markaları

A Türkiye, Ankara ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (554) 334 96 00
Reklam bilgi

Anket Aldandınız mı?